Konumunuz: Anasayfa » Yayınlar » Köşe Yazıları » Başlangıçtan Günümüze Kyoto Protokolü

Başlangıçtan Günümüze Kyoto Protokolü

Sera gazı yayımlarına kısıtlama getiren Kyoto Protokolü, 1997’deki ilk haliyle 2008-2012 periyodunda sanayileşmiş ülkelerin yayımını 1990’lardaki seviyelerinin ortalama %5.2 altına düşürmesi zorunluluğunu getirmiştir. Bilindiği gibi, Kyoyo Protokolü ile yayım hedeflerinin tutturulması için  piyasa tabanlı üç mekanizma kurulmuştur: (i) Uluslararası yayım ticareti, Annex I Ülkeleri arasında veya uluslararası yayım ticaretine izin vermektedir: Sera gazı yayımı belirlenen sınırların altında kalan ülkeler kalan yayım haklarını satabilirler. (ii) Ortak Yürütme, Annex I’e dahil taraflara, aynı kategorideki diğer ülkelerde gerçekleştirilen yayımın azaltılmasına yönelik projelere yaptıkları yatırımların kredilendirilerek kendileri için belirlenen hedeften düşülmesine olanak sağlamaktadır. (iii) Temiz kalkınma mekanizması, gelişmekte ülkelerde yayımın azaltılması doğrultusunda gerçekleştirilen projelere yatırım yaptıkları takdirde Annex I Ülkelerinin, bu yatırımları bir öncekine benzer şekilde kredilendirilerek toplam yayım hedeflerinden düşmesine imkan tanımaktadır.

Bilindiği gibi, anlaşmanın yürürlüğe konulabilmesi Sanayileşmiş Dünyanın 1990’daki CO2 yayınımına en az % 55 oranında katkıda bulunan, yine en az 55 ülke tarafından kabul edilmesi koşuluna bağlanmıştır. ABD’nin çekilme eğilimini yansıtmaya başlamasıyla birlikte Protokolün vizyonuna ilk gölge düşmüştür. Bilindiği gibi, sonunda Bush yönetimdeki ABD, ekonomisine maliyetinin çok yüksek olduğu ve gelişmekte olan ülkelerin başlangıçtaki yayım hedeflerinden muaf tutulmasının kabul edilemeyeceğini gerekçe göstererek,  Protokolden çekildiğini 2001 yılının Mart ayında resmen açıklamıştır. Bu durum, protokolün çevresel etkinliğinin yanı sıra maliyet etkinliğini de dramatik olarak etkilediğinden, Kyoto Protokolü’nün ABD’nin katılımı olmadan uygulanabilirliğine yönelik ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu gelişmeyi takiben, 180 Ülkeden delegenin katılımıyla Haziran 2001’de Bonn’da gerçekleştirilen müzakereler sonucunda, Kyoto Küresel Isınma Anlaşmasının üzerinden on yıl bile geçmeden çöküşe doğru sürüklendiği saptanarak, bu çöküşün mutlaka önlenmesi doğrultusunda karar alınmıştır. Protokolün ABD olmaksızın sürdürülebilirliğinin sağlanmasına ilişkin stratejilerin oluşturulmasında liderliği AB üstlenmiştir.

ABD’nin çekilmesinin ardından başta Rusya ve Ukrayna olmak üzere eski Sovyetler Birliği Ülkeleri ile Doğu Avrupa Ülkelerinin ve Japonya’nın katılımı protokolün yürürlüğe girmesi için gereken çoğunluğun sağlanmasında son derece önem kazanmıştır. Olası bir çöküşün engellenmesi için geliştirilen sonraki stratejiler, bu ülkelerin katılımına dayandırıldığından, Protokolün ilk etkinliğini azaltma pahasına bazı ülkelere çeşitli imtiyazların tanınması yoluna gidilmiştir. Bu bağlamda, Kyoto Protokolü’nün ilk halinde belirlenen hedefler Bonn’da ve ardından Marakeş’de düzenlenen toplantılarda yeniden gözden geçirilmiştir. Bonn’da öne sürülen ve CO2 yayımına getirilen sınırlandırmanın bir bölümünün orman ve tarım alanlarının depoladığı CO2 ile karşılanabileceğine ilişkin yeni seçenekler Marrakesh’de somutlaştırılarak karara bağlanmıştır. Marakeş anlaşmasında en önemli sonuç, Protokol’e CO2 soğurucuların girdilenmesidir. Bu bağlamda, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Japonya ve Rusya gibi ülkelere, CO2 soğurucu (sink) kredisi olarak isimlendirilen ve sera gazı depolayan ormanlar ve tarım alanları için yayımın azaltılmasına ilişkin hedeflenen toplam miktardan düşülmek üzere önemli miktarda CO2 kredisi verilmiştir. CO2 soğurucularına ilişkin kredilendirmenin ithal edilmesi, Kyoto Protokolünün ilk halini yumuşatarak etkinliğini zayıflatan en önemli adımdır ve protokolün Marakeş toplantısından sonra aldığı şekli yansıtmaktadır. Bununla birlikte, Protokolün yeni versiyonu bir ülkenin yayımını azaltmaya ilişkin yükümlülüğünün tümünü yayım ticareti ile karşılayamaya eğilim gösterebileceği veya izin verilen miktarla yayımı arasında satabileceği bir boşluk tasarlayabileceği gibi Protokolün özüne ve dayandığı ilkelere aykırı olasılıkları öngörememiştir. Gerçekte Protokol’ün yürürlüğe konulmasında kilit ülke olan Rusya bu görüşmelerde en önemli oyuncu olarak rol oynamıştır ve Kyoto Protokolünün Rusya’nın da katılımıyla yürürlüğe girmesi Marakeş anlaşmasıyla Rusya’nın CO2 absorblama kredisinin Bonn’da belirtilen miktarın iki katına çıkarılması isteminin kabul edilmesi yoluyla kazanılabilmiş  bir “başarı”dır.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, Kyoto Protokolü’nün yürütülmesinin maliyetini etkileyen ve dolayısı ile küresel ısınma ve iklim değişimlerinin önlenmesine yönelik anlaşmaların etkinliğini belirleyen en önemli faktörler, ABD’nin katılımı, CO2 Soğurucuları, yayım ticareti mekanizmaları ve buna ilişkin ticari kısıtlamalardır. Kyoto Protokolü’nün yalnızca ulusal çabalarla  yürütülmesi ülkelere, ABD’nin çekilmesinden sonra çok daha artan önemli maliyetler getirmektedir. Protokol yükümlülüklerinin taşınabilir kılmak için ülkelere esneklik sağlamak üzere girdilenen yayım ticareti, bu maliyetlerin önemli ölçüde aşağı çekilmesine, paralelinde ise bazı ülkeler ve özellikle Rusya için önemli bir kazanç potansiyelinin doğmasına neden olmuştur. Bu durum aynı zamanda, kontrol altında tutulmadığı takdirde Kyoto Protokolü’nün giderek etkinliğini yitirmesine ve insanlık için bir nevi kendini aldatmacaya dönüşmesine neden olabilecek tehlikenin sinyallerini de vermektedir. Tekrar vurgulanmalıdır ki; Protokol’ün anlamlı hale gelmesi Dünyanın en büyük CO2 yayıcısı olan ABD’nin katılımına önemli ölçüde bağlıdır. İnsan etkinliklerinden kaynaklanan sera gazı yayımındaki baş aktörünün, bu alandaki yükümlülüğünü ret ederek küresel ısınma ile ortak mücadeleden kaçınmasının mazereti olamaz. Yeryüzü kaynaklarından en çok faydalanan Ülke olmasına karşın ABD’nin, gelecek kuşaklara karşı sorumluluğun gerektirdiği küresel ısınma ile mücadelenin ekonomik, sosyal, çevresel maliyetini ve yükünü  tümüyle diğer ülkelerin sırtına bırakması, bu politikaların mutlak başarısızlığına neden olabileceği ve sonucu gelecek kuşakların yaşam hakkını engellemeye kadar varabileceği için kuşkusuz  sömürünün acımasızı olacaktır.

H. SAYGIN, ENERJİPOLİTİK: Başlangıçtan Günümüze Kyoto Protokolü”Enerji, Yıl: 10, Sayı: 7, Sayfa: 27 (Temmuz 2005).

Yorum yapınız

*

© 2013 Powered By Onur Yılmaz

Scroll to top