Konumunuz: Anasayfa » Yayınlar » Raporlar » Fukushima ya da “Bekle- Gör”

Fukushima ya da “Bekle- Gör”

Rapor No. 8

 

Fukushima ya da “Bekle- Gör”

Nükleer reaktörlerin tasarımlarında en kritik konu soğutucu kaybı kazasıdır. Çünkü nükleer reaktör acil bir durumda kapatılsa dahi içindeki reaksiyon sürmeye devam ettiği için soğutmanın da devam etmesi gerekir. Hatta bu soğutma işlemi genellikle reaktörün yakınına konuşlandırılan atık yakıt havuzunda da yapılır. Bu soğutma yapılamaz ise yakıtlardaki sıcaklık hızla yükselir ve erime meydan gelir.

 Soğutucu kaybı oluşunca yedek, acil durum soğutucu pompalarının devreye girmesi beklenir. Bu pompalar normalde şebekeye bağlıdır. Şebekeden bir nedenle elektrik alınamaz ise dizel jeneratörler devreye girer ve saniyelik mertebelerde bir gecikme ile soğutma yapılır.

 Ya olan olayın karakteristiği nedeniyle Japonya durumunda olduğu gibi deprem ve tsunami nedeniyle dizel jeneratörler çalışmaz ise ne olur; yapılan şey dışarıdan, Japonya durumda olduğu gibi denizden su alıp reaktöre boşaltmaktır.

 Bu soğutma çabaları sırasında başka bir problem kendini gösterir, yakıt çubuklarında bulunan zirkonyum içeren metal malzemenin (yakıt zarfı vb.), ki yaklaşık reaktör tipine göre değişmekle beraber 15–20 tondur, sıacaklığı hızla artar. Soğutmak için kullanılan su ile sıcaklığı artan zirkonyumlu metal malzemede kızgın metal-su kimyasal reaksiyonu oluşur ve bu reaksiyon sonucu hidrojen açığa çıkar ve hidrojen reaktör içindeki bazı kapanlarda birikir ve kritik kütleye ulaşırsa patlar.

 Fukushima 1 de olan budur. Felaket bölgesinde olan diğerlerinde de olacak olan muhtemelen budur. Bu hidrojen patlaması ile kalpte bulunan radyoaktif maddeler havaya savrulur. Bu savrulanlar içinde Pu gibi ağır radyoaktif isotoplar bir kaç km çapındaki alana yeniden çöker ama I ve Cs gibi görece hafif  radyoaktif isotoplar patlamanın şiddetine göre atmosferin değişik katmanlarına yerleşir ve Dünya’yı dolaşmaya başlar. Bunlar yağmur, kar vb. oluşumlarla yeryüzüne iner ve canlılar için tehlike oluşturur.

 Burada yapılması gereken şey her şey yolunda giderken çekilen nükleer santral fotoğrafları göstererek sergilenen bir nükleer reaktör satıcısı kimliğinden sıyrılıp, gerçek bir felaketi en az zarar ile atlatmanın planlarını yapmak ve krizi yönetmektir. Hava akımları ve ölçümler titizlikle takip edilmeli ve bunlar kamuoyuyla şeffaf bir biçimde paylaşılmalıdır. Gerekirse halka iyot hapları dağıtılmalı ve Çernobil’de yaşanan ve pek çok kişiyi mağdur eden kötü kriz yönetimi örneği bir daha sergilenmemelidir.

Bu tür kazaların bize ilettiği asıl mesaj, enerji planlamasında nükleer enerjinin yerinin bir daha sorgulanması olmalıdır. Japonya’da, (Fukushima, BWR tipi); Ukrayna’da, (Chernobil, RBMK tipi); Ermenistan’da, (Metzamor, VVER tipi) ve USA’da, (Three Miles Island, PWR tipi) meydana gelen nükleer reaktör kazalarında olan kısmi veya tamamen kalp erimesi nedeniyle nükleer enerji insanlığın başına bela olmuştur ve etkileri sürdüğünden halen olmaktadır. Yıllardır Türkiye için, bu alanda yeni kuşak nükleer reaktörleri “bekleyelim, görelim” fikri tarafımızdan ileri sürüldüğünde, herhalde mesleki deformasyon veya bilgisizlik nedeniyle görüşlerimize karşı çıkıp bizi değişik mobbing uygulamaları ile susturmaya çalışanların bütün olan bitenlerden sonra toplumun hakkı olan bir özeleştiriyi bile yapmadan hiç bir şey olmamış gibi hala görsel ve yazılı basında konuşuyor, yazıyor olması ve  bu kişilerin bir zamanlar “nükleer reaktörlere bir şey olmaz, depremde bile çalışırlar bakın Japonyada tıkır tıkır çalışıyor” gibi bilimsel dayanağı olmayan çeşitli söylemleri sarf ettiklerinin hiç kimse tarafından kendilerine hatırlatılmaması herhalde ülkemize has bir unutkanlık veya umursamazlık durumudur. Bunun yanında, ülkemizin elektrik enerjisi ihtiyacının %5’ini karşılamak için böyle bir riski almanın telaşı nedir sorusu da askıda kalmaktadır.

 Türkiye enerji politikalarını ve bu politikalar içindeki nükleer enerjinin yerini teknoloji ve zamanlama konusunda bir kez daha gözden geçirmelidir. Yoksa hesapsız yapılacak her girişimin ahlaki, ekonomik ve çevresel maliyetlerini Türkiye’nin kaldırması mümkün değildir. Bu gözden geçirmeyi “Gelişmiş” bir ülkenin, Japonya’nın, nükleer bir felaketle başa çıkamamasından ve geniş yığınları radyasyon tehlikesiyle baş başa bırakmasından ders almaları gerekenlerin alması adına diliyoruz.

 

Yorum yapınız

*

© 2013 Powered By Onur Yılmaz

Scroll to top